Galata Kulesi, İstanbul'un silüetine adını yazdırmış, şehrin en tanınan sembollerinden biridir. Karaköy'ün dik yokuşlarının tepesinde yükselen bu konik çatılı taş kule, Haliç'in ağzını bir bekçi gibi gözler ve yüzyıllardır hem denizciler hem de ressamlar için bir pusula olmuştur.
Semtte bir kule geleneği Bizans dönemine kadar uzansa da bugün ayakta duran yapı, 1348'de bölgeye yerleşen Cenevizlilerin elinden çıkmıştır. Galata kolonisini çevreleyen surların en görkemli noktası olan kuleye Cenevizliler 'Christea Turris', yani İsa Kulesi adını vermiştir; Bizanslılar ise semtteki daha eski kuleyi 'Megalos Pyrgos' (Büyük Burç) diye anardı. Osmanlı döneminde yangın gözetleme kulesi olarak kullanılan yapı, çatısıyla birlikte yaklaşık 70 metreye ulaşır ve duvarları neredeyse dört metre kalınlığındadır.
Ziyaretin asıl ödülü tepedeki seyir terasıdır: Tarihi Yarımada, Boğaz'ın mavi çizgisi, Haliç ve karşı yakadaki camilerin kubbeleri tek bir panoramada birleşir; gün batımında ise şehir bakır rengine boyanır. UNESCO, kuleyi 2013'te Dünya Mirası Geçici Listesi'ne almıştır.
Küçük bir ayrıntı: Efsaneye göre 17. yüzyılda Hezârfen Ahmed Çelebi, taktığı kanatlarla bu kuleden atlayıp Boğaz'ı aşarak Üsküdar'a kondu. Yukarı çıkarken bu hikâyeyi hatırlayın; terasın rüzgârında pekâlâ inandırıcı gelir.