Kadıköy sahilinde, denize doğru uzanan taş bir saray gibi yükselen Haydarpaşa Garı, Anadolu'dan gelen trenlerin yüzyıllardır son durağı oldu. 1908'de, İstanbul'u Bağdat'a bağlayacak büyük demiryolu hattının başlangıç istasyonu olarak hizmete girdi; II. Abdülhamid döneminin en iddialı projelerinden biriydi. Gemiyle inen yolcunun karşısına çıkan ilk şey, işte bu iki köşe kulesiyle taçlanan görkemli cepheydi.
Yapıyı Alman mimarlar Otto Ritter ve Helmuth Cuno tasarladı. Zemin kumluk olduğu için bina yüzlerce ahşap kazık üzerine oturtuldu; neo-Rönesans hatları, kesme taş cephesi ve vitraylı pencereleriyle dönemin Alman mimarlık anlayışını İstanbul'a taşıdı. 2010'daki çatı yangını ve uzun yıllar süren restorasyon, garı yıllarca sessizliğe gömdü.
Bugün Haydarpaşa yeniden hayat buluyor: kitap fuarları, sergiler ve konserlerle bir kültür-sanat merkezine dönüşüyor. Kadıköy'ü gezerken uğramaya değer; ister vapurdan silüetini seyredin, ister rıhtımdan cephesine yaklaşıp bu Asya yakası simgesinin ölçeğini hissedin.