Eyüpsultan sırtlarında, Haliç'in kıvrımlarına tepeden bakan bu tepe, adını Osmanlı İstanbul'una tutkuyla bağlı Fransız yazar Pierre Loti'den (asıl adıyla Julien Viaud) alır. 19. yüzyılın sonlarında bir deniz subayı olarak şehre gelen Loti, buradaki bir kahvehanede oturup Haliç'i seyre dalar, 'Aziyadé' romanının atmosferini bu manzaradan devşirdiği söylenir. Bugün tepedeki kahve hâlâ onun adını taşır ve eski İstanbul havasını korumaya çalışan bir dekorla ziyaretçilerini karşılar.
Tepeye çıkmanın en keyifli yolu, Eyüp sahilinden kalkan teleferiktir; birkaç dakikalık yolculuk sizi mezarlığın servileri arasından geçirerek doruğa taşır. İsteyenler aynı yolu, tarihî Eyüp Sultan Camii'nin arkasından başlayan, mezar taşları arasından kıvrılan patikadan yürüyerek de çıkabilir.
Asıl ödül manzaranın kendisidir: ayaklarınızın altında Haliç, karşı kıyıda camilerin siluetleri ve gün batımında suya vuran altın rengi ışık. Bir çay söyleyip mezarlığın sessizliği ile şehrin uğultusunun buluştuğu bu eşikte oturmak, İstanbul'un en huzurlu ritüellerinden biridir.