Sarayburnu'nun ucunda, Haliç, Boğaz ve Marmara'nın buluştuğu tepede yükselen Topkapı Sarayı, yaklaşık dört yüzyıl boyunca Osmanlı İmparatorluğu'nun yönetim merkezi ve padişahların yaşadığı yerdi. Fatih Sultan Mehmed'in İstanbul'u fethinin ardından, 1460'lı yıllarda inşasına başlandı. Tek bir görkemli bina değil; avlular, köşkler, mutfaklar ve bahçelerden oluşan, iç içe geçmiş bir yapılar şehridir.
Ziyaret, birbirini izleyen dört avludan geçerek ilerler; dışarının kalabalığından sarayın en mahrem köşelerine doğru adım adım bir yolculuktur bu. Padişahın ailesinin ve cariyelerin yaşadığı Harem'in çini kaplı odaları, dünyanın en ünlü mücevherlerinden Kaşıkçı Elması ile Topkapı Hançeri'nin sergilendiği Hazine ve Hz. Muhammed'e ait emanetlerin korunduğu Kutsal Emanetler Dairesi, sarayın en çok merak edilen bölümleridir.
3 Nisan 1924'te müzeye dönüştürülen Topkapı, genç Cumhuriyet'in ilk müzesi oldu. Bugün Gülhane Parkı hariç yaklaşık 350.000 metrekarelik alanı, zengin koleksiyonları ve yaklaşık 300.000 arşiv belgesiyle dünyanın en büyük saray-müzelerinden biridir. Dördüncü avludaki köşklerin terasından bakıldığında Boğaz manzarası tek başına bileti hak eder; Harem ayrı biletle gezilir, bu yüzden zamanınızı ona göre ayırın.