Kara surlarının Marmara'ya değdiği noktada, beş köşeli surları ve yedi kulesiyle şehre çökmüş taştan bir tacı andıran Yedikule Hisarı, İstanbul'un en eski açık hava müzelerinden biridir. İskeletini II. Theodosius döneminde (413–439) yapılan Altın Kapı oluşturur: imparatorların zafer alaylarıyla, fil ve ganimetlerle şehre girdiği bu anıtsal tören kapısı, bir zamanlar yaldızlı kanatları ve mermer kabartmalarıyla Bizans'ın en görkemli girişiydi.
Bugün gördüğünüz kale ise fetihten sonra doğdu. Fatih Sultan Mehmed, Altın Kapı'nın iki pilonu ve surlara ait iki kuleye üç yeni kule ekleterek 1458 dolaylarında yedi kuleli hisarı tamamlattı. Kale önce hazine ve barut deposu, sonra da adını tarihe kazıyan bir zindan oldu; yabancı elçiler, gözden düşmüş devlet adamları ve talihsiz bir sultan, Genç Osman, bu duvarların ardında tutuldu.
Gezmeye değer, çünkü burada Bizans ve Osmanlı iç içe okunuyor. Dik ama alçak kulelere tırmanıp burçlar arasında yürüdüğünüzde, bir yanda Marmara'nın maviliği, diğer yanda surların kentin içine doğru uzanışı ayaklarınızın altında açılır. Kulelerin loş odalarında, mahkûmların taşa kazıdığı yazı ve şekilleri arayın; taş, konuşmayı sürdürüyor. Not: hisar restorasyon ve rehberli ziyaret düzeniyle işlediğinden, gitmeden önce güncel durumu doğrulayın.